AKLIN ACIYA İSYANI TRAVMA 2

Ve Travma: DSM 5 ve APA (2013) travmayı şöyle tanımlıyor: “ Aşağıdaki bir (veya daha çok) yoldan ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete veya tehdidine maruz kalmak: (1) Travmatik olayları doğrudan yaşamak. (2) Olaylar diğerlerine olurken şahsen tanık olmak. (3) Yakın bir aile üyesi veya yakın arkadaşın travmatik olaylar yaşadığını öğrenmek-bir aile üyesinin veya arkadaşın ölümü veya ölüm tehlikesi yaşaması durumunda olayların şiddet içermesi veya kaza sonucu olması gerekir. (4) travmatik olayların rahatsız edici detaylarına tekrar tekrar veya aşırı ölçüde maruz kalmak (örneğin ilk müdahalede bulunan ve insan kalıntılarını toplayanlar, çocuk istismarlarının ayrıntılarına tekrar tekrar maruz kalan polis memurları). (Not: A4 kriteri elektronik medya, televizyon, film ve resimler yoluyla maruz kalmayı, bu durum iş gereği olmadıkça içermez).

            Bu tanımlama faydalı olmakla beraber, travmanın “ölüm, ciddi yaralanma veya cinsel şiddete veya tehdidine maruz kalmak” ile sınırlandırılması şartı, birçok olayın ölüm tehlikesi veya yaralanma içermese bile travmatik olabileceği gerekçesiyle eleştirildi. Daha önceki DSM III-R (APA, 1987) psikolojik bütünlüğe yönelik tehditleri travmanın geçerli biçimi olarak tanımlıyordu. DSM V çok sarsıcı olup da yaşamı tehdit etmeyen olayları –örneğin aşırı duygusal istismar, önemli kayıplar veya ayrılıklar, küçük düşürme veya aşağılama, (fiziksel şiddet değil ama) mecbur bırakma ile gerçekleşen cinsel tecrübeleri- travmatik olarak tanımlamadığından genel nüfusta fiili travmanın yaygınlığını kuşkusuz azımsamaktadır. Ayrıca A Kriteri Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Akut Stres Bozukluğu (ASB) tanısı için ön koşul olduğundan, önemli travma sonrası stres yaşayan bazı kişilerin stres bozukluğu tanısı alma olasılığını azaltmaktadır.

Akıl hastaneleri ve psikiyatristlerin odaları, uzamış, tekrarlayan çocukluk travması mağdurlarıyla doldurulmuştur. Bu, çocukluğunda istismar edilen insanların çoğu hiçbir zaman psikiyatrinin ilgi alanına girmese de doğrudur. Bu insanlar ne kadar iyileşirse, bunu da kendi başlarına yapmışlardır. İddiaların, zaten ulaşılmış olan hedeflerin ışığında, hakikat ve gelecekle ilgili beklentilere göre öne sürüldüğü modern psikolojinin dünyasında, propaganda bilim olarak kabul edilmektedir. Bu en açık olarak psikiyatrinin, mani ve depresyonun; genetik, biyolojik ve fiziksel tedavisi hakkındaki iddialarında görülebilir.

Ez cümle; bir olayın gerçekten “travmatik” olması için mevcut psikiyatrik hastalıklar tanısına ya da travma tanısı tanımına uymak zorunda olup olmadığı bu alanda süregiden bir tartışma konusudur. Kanaatimiz odur ki; kişinin içsel kaynaklarının kısa süre için de olsa baş etmede yetersiz kaldığı ve uzun süreli psikolojik semptomlar üreten aşırı ölçüde üzücü bir olayın psiko travma olduğu yönündedir. Psikolojik bütünlüklerine yönelik önemli tehdit yaşayanların da fiziksel yaralanma veya ölüm tehlikesi yaşayan kişiler kadar acı çekebileceği ve travma odaklı terapilere aynı ölçüde cevap verebileceklerine inandığımız için geniş tanım daha anlamlı ve tedavi edicidir. Ancak resmi olarak psikolojik travma ve akabinde TSSB ile ASB tanısı konulurken DSM-5 versiyonuna uyulmalıdır.

Travmatize Olmuş Ruhlar

İnsanlarda oluşan ruhsal ve duygusal yaralamanın eziyeti o kadar yaygın ki çoğumuz gerçekten neler olup bittiğini görmek istemiyoruz. Mesela, ölüm ve fiziksel yaralanmaya sebep olduğu aşikâr olan savaşın, hayatta kalanlarda, fiziksel olarak yaralanmayanlarda bile, ruhsal ve duygusal yaralar açtığının farkına varırdık. Dahası, bu şiddetin kurbanları sadece savaşta travmatize olanlar değil, faillerin çoğu ve sivil halk da kurban olmakta. Savaşı savunanlar, sadece “şimdi ve burada” yol açtıkları ruhsal ve duygusal yaralar için değil, gelecek nesillere verecekleri zarar için de cevap vermek zorundadırlar. Ruhsal düzeyde, savaşın gerçek kazananı yoktur, sadece kaybedenler vardır. İnsanlar arası çatışmalar sadece şiddetle çözülmez, bu travmanın yarattığı yanılsamalardan biridir.

Travmaya bağlı kaygı, travmatik olayın sonucu olarak korku çılgınlığına dönüşebilir. İşkence edilme çılgınlığına kapılan insanlarda, kendini koruma ve tehlikeye karşı savunma eğilimi, sıkıntı veren bir etken olarak kaygıya ağır basar. İşkenceden korkma deliliği, büyük adam geçinme çılgınlığı, her şeye gücü yeten insan olma ve her şeyi yıkma duygusu, bu bilinçsiz durumların çoğunda yer alır. Travmaya uğrayan çocuğa karşı yetişkinlerin davranışı, travmanın psişik edim biçimine bağlıdır. Bu davranışlar genelde çok iyi görülen ve açıkça anlayışsızlığın bir kanıtıdır. Anlayışsızlık sonucu çocuk cezalandırılır, bu iş diğerleri arasında çocuğa büyük bir haksızlık yapmaktır. Macarcada çocuklar için söylenen bir söz vardır; “askerin yazgısı”, bu yazgı çocuktan henüz yapamayacağı kadar kahramanlık derecesinde başarı ister. Ya da yetişkinler ölüm sessizliği ile tepki gösterirler; bu da çocukları istenilen şekilde kendi durumunda bilgisiz yapar. 

Travma göreceli bir şeydir; bir durumun özellikleri ile kişinin özellikleri arasındaki bir ilişkidir. Bu nedenle, bir kişi bir durumu yalnızca stresli ve zor olarak yaşarken, bir başkası için aynı durumun travmatize edici olması anlaşılır bir şeydir. Bu fark yaş, deneyim, cinsiyet, farkındalık veya önceden travma deneyimine sahip olma durumlarının herhangi biri tarafından belirlenebilir. Travma çok temel bir şeyle ilgilidir; travmanın sonuçları, bizim için hayati önemdeki konuları tehdit ederek, hayatımız boyunca yansımaları olarak, varlığımızın en derin bölümünde bizi etkiler.

Sonuçlar, ölümcül olabilir ya da sağlığımıza çok büyük zarar verebilir ya da sosyal varlığımız yani ONURUMUZ, ait olma hakkımız, mesleki statümüz saldırıya uğrayabilir. Travma temel olarak duygularımız düzeyinde etkin olur, travmatik durum aşırı duyguları karmakarışık yapar, çok zarar verebilecek olağanüstü bir duyarlılık yaratır. Travma deneyiminin vücut, zihin ve ruh üzerinde kalıcı bir etkisi vardır. Stres ve endişe deneyimlerinden kendimizi çıkarabilmek ve stresli ya da endişe verici durum geçtiğinde eşlik eden semptomlardan kurtulmak mümkün iken, travmatik bir deneyimin sonuçları asla tamamen yok olmaz.

Ve travmatik deneyimin sonuçları çok ilerilere uzanır; kişinin kendisini kavrayışını –kişinin kendini hangi şekilde ve hangi yollarla algıladığını- ve içinde yaşadığı dünyayı algılama şeklini etkiler Belli bir olayın kişide travmatik etkileri olup olmayacağı, olayın doğasına olduğu kadar kişinin olay sırasında kendini koruma ve destekleme düzeyine bağlıdır. Kontrol kaybı ve güçsüzlük hisleri duygusal, sosyal, ruhsal ve gündelik kendini destekleme becerilerinin yardımıyla en aza indirilebilir. Hayatları boyunca ruhsal açıdan dengeli olan bireylerde travmatik bir durumda tamamen zor durumda kalabilir, ruhsal rahatsızlık belirtileri gösterecek kadar ruhsal ve duygusal bütünlükleri hasar görebilir. “Böyle bir şeyin benim başıma gelebileceğini hiç düşünmemiştim”, noktasına gelerek, kendilerine ve dünyaya ilişkin algıları tamamen kesintiye uğrayabilir.

Sefa İle…

Doç. Dr. Yener ÖZEN

EBYU Öğretim Üyesi