Bu başlığı özellikle yazmamızın bir nedeni var.

İnsanın yaşadığı ömür geriye dönüp bakınca kısacık gibi gelir. Yaşımız kaç olursa olsun geriye dönük takvim kısacık, önümüze dönük takvim ise beklentilerler, hayallerle dolu uzun günler, umuda yüklenir.

80 li yıllar yatılı okul ve ortaokul talebesi bir çocuk aylık yayın yapan iki dergiye abone. Öğretmenleri sağ olsun… Bunlardan biri de MAVERA dergisi. O kadar güzel, o kadar duygu yüklü bir dergi ki aylık olsa ne yazar… Bizim için iki günlük iş. Hevesimiz yarıda kalır, gözümüz gelecek sayıda, göz yaşlarımız da satırlar arasında…

Özellikle Afgan mücahitlerin yaşam mücadelesi, Kızılorduya karşı dirençleri, oradan gelen haberler. Taa o zamanlar, küçücük ufkumuzla, kocaman yürek büyütmüşüz ve Rusların Kafkasların doğusunda ne işi var, olmamalı diyorduk.

General Raşid dostum, Hikmetyar ve komutan Rabbaniyi o dönemler ayırmaksızın sevdik, hepsi kahramandı, hepsi çileşekeş.

Yıllar sonra öyle olmadığını öğrendik elbet. Hayat insana yeni şeyler öğretir…

Rusların Tüm Türkistanı ele geçirip soykırım uyguladığını öğrendik. SOYVET HALKLARI adıyla ucube bir sistem oluşturduklarını, Dini; dili ve kültürü farklı Türkistanlıları Soyvet halkı adıyla kendileştirdiği, yani Ruslaştırdığını öğrendik. Hatta soydaşlarımızı 2. Dünya savaşında en önlerde savaştırdığını öğrendik.

Afgan mücahitlerinin “kızılordu” derken karşı tarafta, sovyet adıyla kurulmuş askerlerin içinde Müslüman soydaşlarımızın olduğunu öğrendik.

Çarlık Rusyası ile birlikte, 1830’lu yıllardan başlayarak, Bolşevik ihtilaliyle dozunu artırarak Türklerin yaşadığı tüm coğrafyada soykırım uygulandığını öğrendik.

Her şeye rağmen Türkistanlı soydaşlarımızın direndiğini, geleneklerini koruduğunu gördük.

Gitmek, görmek nasip oldu.

Rusların “sosyalist, Marksist ve leninist” yayılmacılığını, uyguladıkları soykırımı görmezden gelip Türkiye’de hala türküsünü çağıranları gördük. Elbette cahillik ve gafillik olarak görüyoruz. Sosyalist Rus yayılmacılığının, soydaşlarımızı bu kadar etkilediğini bilselerdi hiçbir Türk sosyalist ve Komunist olmazdı…

Velhasıl MAVERA dergisi öğrenmemiz, görmemiz, bakmamız, hatta ağlamamız ve gülmemiz için bize bir elçi gibi gelmişti. Sonradan eksiklerini, yanlışlarını görsek de o boyutu hiç öne çıkarmadık.

Türk Dünyasını, “gönül coğrafyası” görebilmenin yolu basit, sığ ve slogan tarzı tutumlarla anlamak mümkün değildir. Tanrı Dağlarını betimleyen ATSIZ beyi de iyi anlayacaksınız, Osman Batur’u da bileceksiniz. ISSIK gölde ayağınızı masmavi ve buz gibi suya değdirirken oraları gördüğünüz için Yaradana şükredeceksiniz. Sonra da ÜRKÜN isyanı ve kırımını unutmayacaksınız. Hayalinizde besleyip, büyütüp Türk Birliği için emek vereceksiniz.

Amu Derya ve Sırı Derya arasındaki bereketin ve medeniyetin sana yani TÜRK’E ait olduğunu bileceğiz.
SEMARKAND-BUHARA MEDENİYETİNİN tüm dünyayı etkileyecek kadar ihtişamlı olduğunu unutmayacaksınız.

İmam Maturidi Hz. Semarkant’ta ebedi istirahatinde olduğunu unutmayacaksınız. İmamı Azamın orada, Hz. Pir Ahmet Yesevinin orada olduğunu Türkistanın her yerinin kutsal topraklar olduğunu unutmayacaksınız.

Mavera işte böyle, insana insanlık katıyordu. Eksiği ile artısıyla bir dönem geçti.

Biz şanslıydık, aslında yeni nesil daha şanslı.

Yeter ki şuurlu bir eğitim süreci, birlik olmayı arzulayan politikalar olsun.

Umutluyuz…
🇹🇷🇰🇬🇺🇿🇹🇲🇦🇿🇰🇿🤘