İnsanlar sevinçlerini, övünçlerini, mutluluk ve huzurlarını yaşamak ve bunu paylaşmak isterler. “Bu benim eserim, bana ait, benle yaşıyor, onda beni gör” gibi çok özel durumları bireysel çekim alanından çıkartıp, bireyselliğini kazandığı değerler manzumesine atfederler. “İşte bu milletin çocuğuyum, işte atalarım neler yapmış, yine yaparız” gibi önkoşul öz-güven, başarma ve üretkenlik duygusunu paylaşmak isterler.

Bu paylaşımlar bazen bir şiirdir, bir sözdür, bir bozkurt simgesidir, bir gülümseyiş ve o vakte hasret bir kelamdır. Önemlidir, çünkü temel bir ihtiyaçtır. Ait olma, ve aidiyet hissi…

Yıllardır “bozkurt” simgeli parmaklara “öcü” gibi bakanların yanılgısı bellidir. Kesinlikle yanlış öğreti, kaçamak karakter, örtük şahsiyet yetiştirme anlayışıdır. Oysa tarihini neredeyse bilemediğimiz kadar kadim bir milletin elbet destanları olacaktır, kendine has anlayışı olacaktır. Simgeleri de olacaktır.
Töresiz olunmayacağına göre değersiz de olunmaz.
Karanlık Ortaçağ dönemini aydınlatan Endülüse selam çakan Semarkant merkezli Türk-İslam medeniyetinin hala dimdik ayakta oluşunu gözler gördüğü vakit önce şükredip sonra da bozkurt selamıyla “biz de varız” diyerek selam ediyoruz.