Karakter eğitimi, tarihsel anlamda bütün eğitimsel faaliyetlerin ulaşmak istediği genel bir amaç olarak görülmektedir. Bu açıdan bakıldığında karakter eğitimi faaliyetlerinin tarihsel temelleri Antik Yunan’a kadar uzanmaktadır. Karakter eğitimi faaliyetlerine başlangıç olarak Antik Yunan milat alınmaktadır.

MÖ 1.yy’ da yaşamış Aristo ve Sokrates’in eserlerinde karakter ve kişilikle ilgili bilgiler vardır. Ancak bu kavramın kullanımı Amerikan menşeli olduğu için tarihsel kapsamı da Amerika ile ilişkilendirilerek ele alınmakta ve kolonyal döneme kadar götürülmektedir. Karakter eğitimi tarih boyunca farklı adlarla anılagelmiştir; fakat resmen ilk olarak 1860’lı yıllarda Amerika’ da ortaya çıkmıştır.  Karakter eğitimi tabiri Amerika menşeli bir kullanım olmasından dolayı bu ifadenin tarihi kapsamı genellikle Amerikan tecrübesini yansıtmaktadır. Bu nedenle karakter eğitiminin tarihi söz konusu olduğu zaman yaklaşık 300 yıllık bir tarihi geçmişi olan Amerikan tecrübesi öne çıkmaktadır.

Karakter eğitimi Amerika’da özellikle devlet okullarında öğretmenlerin, gerek derslerde gerekse diğer aktivitelerde iyi bir karakter inşa etmek için yaptıkları faaliyetler noktasında zengin bir tarihe sahiptir Bu gruplar eğitimi, kilise ve ailenin kontrolündeki bir faaliyet alanı olarak ele aldılar. Bu kapsamda Amerika’da etkin ilk yükseköğrenim kurumlarından olan Yale, Harvard ve Princeton teolojik okullar olarak karakter eğitimi ve karakter oluşumuyla ilgilendiler.

Toplumsal değerlerin inşasında hangi İncil’in referans alınacağı konusunda gittikçe büyüyen ayrılıklar, sonuç itibariyle kilise ve devlet okullarının birbirinden ayrılması sürecini getirmiştir. 1880’lerin sonlarında ve 1900‘ların başlarında, ahlak eğitimi ahlaki konuları ele almak ve davranış haline getirmekle ilgilenmiştir. Ayrıca bu dönemde ahlak eğitiminin sadece sınıfta yapılan bir öğretim olmadığı toplumun tamamının sorumluluğu olduğuna inanılıyordu. Hıristiyan toplumlarda ahlak ve disiplini öğretmek için İncil ahlaki davranış kılavuzu olarak sıklıkla kullanılmıştır.

Yirminci yüzyılın başlarından itibaren Amerika’da karakter eğitimi faaliyetleri inişli çıkışlı bir seyir izlemiş ve birkaç değişim geçirmiştir. İlk olarak 1920’lerde yaşanan ekonomik krizle birlikte ulusal ölçekte bireylerde görülen ahlaki yozlaşma karakter eğitimi hareketlerine daha ağırlık verilmesine neden olurken, 1940’lı yıllarda John Dewey’in ahlak eğitiminde karakter eğitimi yerine vatandaşlık eğitimi ve demokrasi eğitimine ağırlık verilmesi yönündeki çabaları karakter eğitimi programlarında tekrar bir düşüşe neden olmuştur. 1950’lerde ise, Batı’da mantıksal pozitivizmin yaygınlaşması, salt bilimsel gerçekler ile değerler arasında radikal bir ayrılık meydana getirmiş, Darvinizm ve Einstein’nin görelilik kuramına dayanan pozitivist değerler dizisinin etkisiyle karakter eğitimi hareketleri ciddi bir kan kaybına uğramıştır.

1920’lerin başlarına kadar karakter eğitimi ile ilgili uygun metot üzerinde bir takım anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Dönemin bir takım eğitimcileri çocuklara doğru yaşamanın kanunlarında on madde olarak listelenmiş kendine hâkim olma, sağlıklı olmak, nezaket, sportmenlik, özgüven, sorumluluk, güvenirlik, doğruluk, çalışkanlık ve takım çalışması öğretilerinin “çocukta ahlak kodları” sloganı ile verilmesini savunmuşlardır. Diğer eğitmenler ise normal okul yaşamının karakter inşası üzerindeki potansiyeline odaklanması gerekliliğini savunmuşlardır. Okul organizasyonu ve öğretmenlerin hazırlıklarının ahlaki davranışlar üzerinde uygulamalı olarak “demokratik insanlar” yetiştirme amaçlı olmaları önerilmiştir.

Karakter eğitiminin gerilemesi 1960’larda da seyrini sürdürmüştür. Özellikle 1960’ların başında Amerika’da, sivil haklara ilişkin hareketlerin artması, geleneksel cinsiyet normları ve değerlere ilişkin tartışma ve sorunlar, toplumsal farklılaşmalara bağlı olarak ortaya çıkan kültürel çoğulculuk ve bu dönemde din-devlet arasındaki ayrımdan hareketle uygulamaya yönelik gittikçe artan baskılar karakter eğitimi açısından önemli sorunlar olarak gözükmektedir. Öte yandan 1962 yılındaki Engle v. Vitale kararında Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin, sınıfta öğretmen öncülüğünde ibadet yapılmasını yasaklaması, dini, ahlakın en temel parçası olarak görenler tarafından karakter eğitiminin yasaklanması şeklinde algılanmıştır. 1960’lı ve 70’li yıllarda bireyciliğin yükselmesiyle birlikte karakter eğitiminin mevzi kaybettiği söylenebilir. Bu dönemde özellikle üzerinde durulan, herkesin kendisine ait bir değer yapısı olduğu, mutlak doğrulardan bahsedilemeyeceğiydi.

1990’lı yıllar, karakter eğitiminin yeniden yükselişe geçtiği bir dönem olmuştur. 1980’lerin sonundan itibaren, aşırı bireyselciliğin getirdiği bazı temel problemler, toplumda meydana gelen suç ve şiddet olaylarındaki artış gibi nedenlere bağlı olarak karakter eğitiminin okullarda yeniden dikkate alınması kaçınılmaz olmuştur.

Karakter eğitimi programlarının geliştirilmesi ile ilgili olarak günümüzde özellikle ABD’de ciddi çaba gösterilmektedir. Sivil toplum düzeyinde ve ulusal çapta çok sayıda organizasyon kurulmuştur. Bunlar içinde özellikle Karakter Eğitimi Ortaklığı (Character Education Partnership) önemlidir. Zira bu organizasyon, 1992 yılında karakter eğitimi üzerine Aspen Bildirisi’ni yayınlayarak bu alanda ciddi bir adım atmıştır. Kurulan organizasyonlar karakter eğitiminin ilerletilmesi için ülke genelinde çabalarını sürdürürken, devlet de bu alana büyük destek sağlamıştır.

Türkiye‘de resmi okullarda özel bir karakter eğitimi veya değer eğitimi programı olmamakla birlikte var olan dersler aracılığıyla bir karakter ve değer eğitimi yapılmaya çalışıldığı görülmektedir. Karakter eğitiminde önemli sorulardan biri hangi değerlerin öğrencilere kazandırılması gerektiği ve karakter eğitimi için gerekli olan bileşenlerin olup olmadığıdır.

Galiba bizde de ortak bir program ile bu eğitimlerin özellikle Z kuşağına ve gelecek olan ALFA kuşağına verilmesi elzem gibi. Ne dersiniz???…