Herkesin hayalleri vardır. Her insanın kendisince çizdiği bir yol. İnsan neticede genotip varlıklardır. Birçok yönümüz ortaktır. Nefes alırız, nefes veririz. Yer, içer, oynar, zıplarız. Sevinir, ağlar, güleriz. Evlenir, türer ve çoluk çocuğa kavuşuruz. Çocuk oluruz, büyümek isteriz. Büyürüz, çocukluğumuzu özleriz. Başarırız kıvançla yürürüz. Başarısız olunca mutsuz oluruz, üzülürüz. İnsanoğlu böyledir. Fenotipleri de vardır. Tipitipleri de…

Ancak insanların farklılıklarını kazandıkları şahsiyetleri belirler. Kimlikleri, edinimleri, kazanımları, ülküleri…

Kimi yeryüzünün fedaisidir. Kimi madrabazı. Kimileri çıkarsız, hesapsız bir hüviyete bürünür yaşar, kimileri ikbal peşinde koşar.

Bizim hayallerimiz başkadır. Bizim yolumuz uzun; çetin, bir o kadar kutsaldır. Ebedi alemin sonsuz ödülün bu dünyadan geçtiği şuurunu bir an bile hafızasından çıkarmayan tertemiz yürekli, birilerinin anlamakta zorlandığı, ve çoğunlukla bu anlaşmazlık mücadeleleriyle geçen koca ömürler sığdıran kesim. 

Bu kesime can kurban. Bu kesime dünya kurban. Öyle bir hasretle yanar ki yürekler, Tanrı Dağlarının bembeyaz karlı suları bile dindirmez bu ateşi. Çünkü koca bir ÖTÜKEN var daha uzaklarda. KÖMEN iline sarılmadıkça kollar, ORHUN’a değmedikçe dudaklar yanar da bu yürekler yanar.

Vaktimiz daralıyor ihtiyar, daralıyor takvim. Ölüm meçhul de olsa, ölümsüz duygulardır bizi yaşayan.

Ne dersin ihtiyar TURAN’ı görecek miyiz?